Karaman'a Ad Verenler - Ahi Evran

Karaman'a Ad Verenler - Ahi Evran içeriğini okuyabilir, KaramanOnline.com Bizim Karaman kategorisinde yer alan Karaman'a Ad Verenler - Ahi Evran yazısını değerlendirebilir ve yorum yazabilirsiniz.


Karaman’da bir okula adını veren Ahi teşkilatının kurucusu Ahi Evran Karamanoğlu Devrinde Moğollar’a karşı önemli vazifeler görmüştür.

1171 yılında bugün Azerbaycan sınırlarında kalan Hoy şehrinde doğmuştur. Asıl adı Mahmud’dur. Daha sonra “dinin yardımcısı” anlamına gelen Nasiruddin lakabını alacak ve doğduğu yere nispetle de Nasiruddin Mahmud el-Hoyî olarak kayıtlara geçecektir. Evran isminin ise insanları büyük korkuya düşüren devasa bir yılanın onu görünce sakinleşmesi üzerine verildiği rivayet edilir.

İlk tahsil dönemini Horasan, Maveraünnehir gibi bölgelerde geçiren Ahî Evran ilmî tahsilini de Fahreddin-i Razî’den almıştır. Fahreddin-i Razî büyük Türk İslâm düşünürlerinden Farabî ve İbn-i Sînâ’ya ilgi duymuş, onların eserlerini derinliğine inceleme fırsatı bulmuştur. Ahî Evran da hocasının etkisinde kalarak Farabî ve İbn-i Sînâ’nın eserlerinden faydalanarak tefsir, hadis, kelâm, fıkıh, tasavvuf kitapları yanında felsefe, tıp, kimya konusunda da eserler vermiştir.

Birçok çağdaşı gibi Anadolu’ya gelen Ahi Evran Kayseri’de bir debbağ (deri işleme) atölyesi açar ve bir yandan esnaflıkla uğraşırken diğer yandan halka, özellikle de esnafa İslamiyeti anlatıp, dünya ve ahiret işlerini dengeli ve düzenli hale getirmelerini öğütlerken bir taraftan da yaklaşan Moğol tehlikesine karşı onları örgütler. İleride görülecektir ki Moğollar’ın Anadolu’da karşılaştığı ilk ciddi direnç Ahiler olacak, daha sonra bu mücadelede Karamanoğulları önemli vazifeler ifa edeceklerdir

Türkçe’de cömert, eli açık anlamlarına gelen “akı” kelimesinin “h” sesi ile okunmasından türeyen Ahî kelimesi Arapça’da da kardeşler, dostlar, bir mesleğe ve tarikate tâbi olanlar gibi manalara gelmektedir. Osmanlı devletinin kuruluşunda ve Yeniçeri teşkilatının ihdâsında büyük rolleri olan Ahîler, fütüvvet meslekine sâlik olup, senetlerini Hz. Ali vasıtasıyla Hz. Peygamber’e kadar götürürler.

“Zülfikar’dan başka kılıç, Ali’den başka yiğit yoktur” Hadis-i Şerif’ine dayanan fütüvvet kavramı sözlükte soy temizliği, mertlik, gençlik, yiğitlik, delikanlılık, cömertlik, el açıklığı anlamlarına gelmektedir. Fütüvvet konusu üzerinde özellikle Horasanlı Melâmetîler tarafından önemle durulmuş ve bu hareketin önderleri daha çok Horasan’da yetişmiştir. Fetâ denilen ve en belirgin vasıfları cesaret, kahramanlık, cömertlik ve fedâkârlık olan bu kişilere büyük bir hayranlık duyulmaktaydı. Muhyiddin İbnü’l Arabî, fütüvveti ilahî bir vasıf olarak görür ve “Her ne kadar Allah’ın fütüvvet lafzından türeyen bir ismi yoksa da her şeyin O’na muhtaç olup O’nun hiçbir şeye ihtiyacı olmaması, herhangi bir karşılık beklemeden âlemi ve onda var olan her şeyi yaratmış olması ilâhî fütüvveti gösterir” der.

İnsanlara eziyet etmekten kaçınıp, onlara bol bol ikramda bulunmayı öğütleyen fütüvvetin esasının fedâkârlık olduğu, hatta bir ziyafet verileceği zaman mahalledeki köpeklerin bile doyurulması, bir karıncanın bile incitilmemesi gerektiği belirtilerek bu fedâkârlığın sevgi ve merhametin hayvanları da kapsayacak kadar geniş tutulması gerektiği düşünülmüştür. Bu esasa göre teşekkül eden ancak dağınık ve birbirinden kopuk bir şekilde varlıklarını sürdüren fütüvvet birliklerini Abbasi Halifesi Nâsır Lidinillah birleştirmiş, Şihâb’ud-Din Suhreverdi’yi bu teşkilatın başına geçirerek fütüvvetnâmeler yazdırmıştır.

Fütüvvet kurumunu belli ortak prensiplere ve merkezî otoriteye bağlayan Halife Nâsır, bunların yaygınlaşması için halifeliğin kontrolünden uzak bölgelere elçiler göndermiştir. Nâsır, Anadolu Selçuklu Sultanına, Şihâb’ud-Din Suhreverdi ile Evhad’ud-Din Kirmanî’yi göndermiştir. Evhad’ud-Din Kirmanî, Ahîliğin pîri ve şeyhi Ahî Evran’in kayınpederi ve şeyhidir. Özellikle Alâeddin Keykûbâd’ın büyük destek ve yardımıyla, bir taraftan İslâmî-tasavvufî düşünceye ve fütüvvet ilke- Ahi Evran | 15 lerine bağlı kalarak tekke ve zâviyelerde şeyh-mürid ilişkilerini, diğer taraftan iş yerlerinde usta, kalfa ve çırak münasebetlerini ve buna bağlı olarak iktisadî hayatı düzenleyen Ahîliğin Anadolu’da kurulup gelişmesinde Ahî Evran’ın büyük rolü olmuştur.

İbn-i Battuta’nın seyahatnâmesinde “bekâr ve sanat sahibi gençlerin oluşturduğu bir tür cemiyet” olarak tanıttığı Ahîler sadece bir esnaf teşkilatından ibaret değildir. Ahîlik, Selçuklu ve Osmanlı zamanında üretim ve kalkınma modeli olarak uygulanmıştır. Turan Yazgan, Ahî teşkilatına siyasî-ideolojik, iktisadî-sosyal ve meslekî-dinî eğitim olmak üzere üç ana fonksiyon yükler ve Anadolu’nun anavatan haline gelişinde Ahîleri en önemli saik olarak kabul eder.

Moğol tehlikesinin kapıya dayandığı dönemde Alâeddin Keykubat’a destek olan Ahiler sultanın zehirlenerek öldürülmesi üzerine II. Gıyaseddin Keyhüsrev ve Vezir Sadettin Köpek’e karşı koymuşlardır. Hatta bu dönemde Ahi Evran ve bazı ileri gelen Ahiler Konya’da tutuklanmışlardır. Bu durumun en büyük sebebi 1243 Kösedağ faciası sonrası bir tarafın Moğollarla iyi ilişkiler geliştirilmesini savunurken Ahilerin mücadele taraftarı olmasıdır.

II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ölümünden sonra saltanat naibliğine getirilen Celaleddin Karatay zamanında Ahiler ve Türkmenler üzerindeki baskı kalkmıştır.

Bundan sonra kısa bir dönem Denizli’ye giden Ahi Evran tekrar Konya’ya dönmüş; daha sonra da Kırşehir’e giderek ölüm tarihi olan 1261 tarihine kadar burada yaşamıştır.

Kaynak: Andaç, Karaman Belediyesi yayını

Karaman'a Ad Verenler - Ahi Evran içeriği, 01 Aralık 2020 tarihinde Karaman Şehir Portalı sitesinin Keşfet bölümüne eklenmiştir.

DEĞERLENDİRME 3.0

İçeriği Nasıl Buldunuz?

Captcha