Karaman Köyleri - Güldere Köyü (Gödet)

Karaman Köyleri - Güldere Köyü (Gödet) içeriğini okuyabilir, Biantep.com Gez & Gör kategorisinde yer alan Karaman Köyleri - Güldere Köyü (Gödet) yazısını değerlendirebilir ve yorum yazabilirsiniz.


Saklı Cennet olarak nitelenen, eski adı Gödet olan Güldere Köyü, Karaman Merkez'in güney-doğusunda ve Merkeze 37 km uzaklıkta olup 1460 metre yükseltidedir. Kuzeyinde Paşabağı, Güneyinde Mersin İli, Batısında Akpınar, Kuzeydoğusunda Çimenkuyu ve Güçler bulunmaktadır.

1871 Konya Salnamelerinde Gödetağini bulunmakta ancak Gödet diye bir köy bulunmamaktadır. Bu da Gödet Köyünün sonradan bu ismi aldığı önceden toplu beraberken oturdukları yerleşim yeri adının Gödetağini olduğu fikrini vermektedir. Rumi 1338 (1922) yılında ise Gödetağini ismi olmadığı ve Gödet köyünün 76 hanede 380 nüfusu bulunduğu saptanmıştır. 1845 yılında ise iki köy ayrı olarak kaydedilmiştir. Muhtemelen yazım yapan memurlar iki köyü aynı soydan oldukları ve ayrı mahallelerde yaşadıkları için beraber kaydetmiş olmalıdır. Köyün nüfusu 1894 yılında 301, 1904 yılında 490, 1922 yılında 76 hanede 380 nüfus, 1925 yılında 506, 1935 yılında 612, 1945 yılında 665, 1965’te 1004, 1975 yılında 1017, 1990 yılında 812, 2014 yılında ise; 322 erkek, 339 kadın olmak üzere toplam 661 olarak tespit edilmiştir.

Bu bölgenin tarihi neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. Köy 1500 yılı kayıtlarında yine köy olarak geçmekte olup Karamanoğulları ile Türk tarihi başlamaktadır. Zaten 1228 yılında Ermenek’i alan Nureddin (Nure Sofi), buradan Mut, Gülnar Kalelerini alıp Mara Kalesini ele geçirmiştir. Mara, bu bölgeye çok yakındır ve Karamanlılarla gelen obalarda bu alınan yerlere yerleşmişlerdir. Mara ismi Karamanlıların geldiği Azerbaycan Şirvan yöresinde bir çay ismidir. Karamanoğullarının asıl amacı Akdeniz’e açılan geçitleri kontrol ederek Selçukluların güvenliğini sağlamaktır. Zaten Gödet, Gödet Ağini, Kızıllar ve Kızıllar Ağini ile Göves, İbrala, Ayrancı’nın Koraş köyleri, Divle, Divaz gibi eski yerleşime sahip köylerin kuruluşu aynı döneme rast gelmektedir.

1518 yılındaki belgede; Ağin Karyesi (köyü), Cemaat-i Kuştemur adı altında verilirken 1522 yılında Cemaat-i Kıran-ı Kuştemur başlığıyla verilmiştir. Bu belgede 17 hane olarak tespit edilmiştir. BOA, TD 1061, s. 52; 387 Numaralı Muhasebe Defteri, s. 233. 1590 yılında ise 288 kişilik bir nüfusa sahiptir. Köy bu tarihlerde Eskiil’e bağlı Cemaatler içerisinde gösterilmiştir. Bu yıllardaki idari bölünüşe göre bu bölge Eskiil’e bağlıdır. Çünkü Divle’de Eskiil’e, daha sonra Esbkeşan Kazasına bağlı olarak kalmıştır. 1851 yılında Ereğli’ye bağlanmıştır. Karaman’ın doğusundan Ayrancı Berendi’ye kadar olan bölgede yaşayanlar buralar Karamanoğulları yıkılıp Osmanlı hâkimiyetine geçince büyük çoğunluğu Atçeken (Esbkeşan) aşiretleri içerisinde verilmiştir. Yerleşik olanlar bu sınıflamanın dışında kalmışlardır. 1577 yılındaki bir fermanda ise Gödet köyünde birkaç yaramaz kişinin Musa Hoca adındaki Müderrisin yolunu keserek eziyet edip yaralamalarından dolayı bu kişilerin Kıbrıs’a sürgünleri emredilmiştir.

Ağin Karyesinin (Köyünün) Kuştemur Cemaatleri içerisinde olması nedeniyle Kuştemur Cemaatleri, Kuştemur Yörükleri diye kaydı yapılmıştır. Kuştemur Cemaatleri bu bölge köylerinin çoğunun ait olduğu belgelerde görülmektedir. Oğuzların 24 boyundan birisi olan YIVA boyu; Üçoklardan, Denizhan Oğullarındandır. Yıva boyu, Oğuz Kağan Destanı'na göre Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri ve Kaşgarlı Mahmud'a göre Divânu Lügati't-Türk'teki yirmi iki Oğuz bölüğünden dördüncüsüdür. Damgaları şudur: Bu konuda bilgi veren kaynaklardan biri olan Yazıcıoğlu eserinde ise Yıva Boyu Damgasını şu şekilde göstermiştir. Her iki şekilde de bu boyun damgasında zikzak gözükmekte ve farkı olmadığı anlaşılmaktadır. Bu zikzak türü işlemeler halıcılık ve kilim dokumada bol miktarda kullanılmıştır. Hatta mezar taşlarında bile görülmektedir.

Karaman’ın doğusundaki ve güneydoğusundaki alanda yerleşen eski köylerin bir dönem Kureyşözü diye anılan kazaya bağlı olduğu bu ismin sonradan dönerek Koraş olduğu bilinmektedir. Kureyş, Karamanoğulları döneminde komutan olan bir kişinin isminden alınmıştır.

Bu bilgiler ışığında bu köye yerleşen ilk sakinleri de Yıva boyundan Kuştemur Yörükleridir. Bunlar içerisine sonradan Ceritler, Varsak, Salur, Afşar ve Kayı boyuna mensup olanlardan da eklenenler olmuştur. Ancak köyün ana omurgası Yıva boyundan Türkmenlerdir.

Köyün eski adı Gödet'tir. 1961 yılında köyün ismi değiştirilerek “Çok iyi, çok güzel-geçimini rahat sağlayan, pek geniş olmayan imkânlarla sıkıntısız olarak yaşayan” anlamına gelen “Gül” kelimesinden almaktadır. Köyün hafif dere içerisinde olması nedeniyle köye “Güldere” ismi verilmiştir. Gödet adının ise tam olarak nereden geldiği ve anlamının ne olduğu bilinmemektedir. Bu bölgeye gelen ilk sakinleri genellikle eski köyler ve örenlerin ya üzerine ya da yanı başına yerleşmişlerdir. Gödet ismi de ihtimalen Bizanslılardan kalma bir isimdir. 1500 yılı kaynaklarında geçen “Göde” köyü olmalıdır. Aslında önceleri Ağin diye bir yerleşkede bulunmaktadırlar. Buradan ayrılınca şimdiki yerleşkenin olduğu yöreye gelmişlerdir. Burasının adı da kaynakta belirtildiği gibi Göde’dir. Gödet Köyü; Torosların kuzey yamacındaki Gödet vadisi içerisinde bulunan konumuyla Antik Çağ’da Larende ve Toroslar üzerinden Silifke’ye uzanan geçiş noktası üzerinde bulunmaktadır.

Köyün tarihi oldukça eskilere uzanmaktadır. Hititler, Lidyalılar, Büyük İskender, Roma, Bizans devirlerinin izleri bulunmaktadır. Yörede bulunan eserlerden anlaşılacağı üzere Lidyalılara ait sikkeler, Romalılara ait Karaman Müzesinde sergilenen eserler ve erken Hristiyanlık dönemi kaya kiliseleri yörenin tarihini az da olsa açıklamaktadır.

Köyün hemen kuzeyinde Söğütçük adı verilen mevkide küçük bir kaya kilisesi yer almaktadır. Kaya kilisesinin giriş kapısı mihrap nişle bezenmiştir. Belki de köye yakın olması sebebiyle çok fazla tahribata uğramamıştır. Aynı mevkide kaya kilisesinin yer aldığı kayalığın uç kısmına doğru bir oygu tekne mezar da bulunmaktadır. Gödet Köyü’nün doğusuna doğru devam eden vadi yamaçlarında küçük çaplı çok sayıda kaya yerleşmesi bulunmaktadır. Vadi içerisinde Pamukini olarak adlandırılan bölgede yer yer rastlanan kaya kesme oygular da buradaki mimarî yapılarla ilişkilidir.

Köyün yaklaşık 2,5 km doğusunda Gödet Çayı’nın kuzey yamacında bulunan Tekneli (Devrent) olarak adlandırılan yerde bir oygu mezar dikkat çekicidir. Aynı yerde yöre halkı tarafından  “Taş Kilise”  olarak adlandırılan küçük bir de şapel yer almaktadır. Söz konusu şapelde de benzer örneklerinde sıklıkla görüldüğü gibi girişin karşısında yan yana üç niş bulunmaktadır. Benzerlerine köy çevresinde Bayat, Handap ve Gömbes mevkilerinde de rastlanılan bir başka kaya kilisesi de köylüler tarafından “Yazılı Kilise” olarak adlandırılmaktadır.

Gödet Köyü’nün yaklaşık 3 km doğusunda Gödet Çayı’nın güney yamacında Yabangülü (Ernek) olarak adlandırılan bölgede Manazan benzeri muhteşem bir kaya yerleşmesi yer alır.  Köylüler tarafından yine çevrede sıklıkla rastlanıldığı gibi “kale” adı verilmektedir. E. J. Davis (1879, 320)’in bu çevredeki gezileri sırasında Göves (Paşabağı)  Köyü’nden hareketle beş saatlik bir yolculuktan sonra ulaştığı Gödet’te yer alan bu kaya yerleşmeleri konusunda bilgi vermemiştir. Yabangülü kaya yerleşmelerinde mezar ve kilise olarak kullanılan ve kimisi henüz tamamlanmamış çok sayıda kaya oymaları görülmektedir. Çok katlı büyü mağaranın iki yanında 2-3 kat halinde küçük mağaralar uzanmaktadır. Kaya yerleşmelerinin içerisinde tahıl ambarları, kaya mezarları ve birbirlerine dehlizlerle bağlı meskenler vardır. Kaya yerleşmesinin önünde zaman içerisinde meydana gelen kopmalar nedeniyle, mekânların bazılarında ön taraf moloz taş örgülü duvarlarla kapatılmıştır. 

Yabangülü kaya yerleşmelerinin bulunduğu kayalıkların tam karşısında Gödet Çayı’nın kuzey yamaçlarında yer alan kayalıklar da benzer şekilli mekânlarla kaplıdır. Daha mütevazı olan bu kaya oymaları da yerleşme ve depo olarak kullanılmış olmalıdır.

Köyün yaklaşık 4 km kadar güneyinde bir derenin her iki tarafında irili ufaklı ve kilise benzeri çok sayıda yapı görülmektedir. Muhtemelen Erken Hıristiyanlık dönemine ait olan bu yapılar içerisinde derenin batısında kaya mezarının biraz ilerisinde yer alanı, gerek büyüklük ve gerekse işlevi açısından bu bölgedeki pek çok dini yapının en dikkat çekici olanıdır.

Kabaklık adı verilen yerdeki küçük ana kayanın batı cephesine bir kaya mezarı açılmıştır. Mezarın girişi,  sığ bir dikdörtgen niş içerisine yerleştirilmiştir. Giriş açıklığının üstünde yine sığ bir mihrap niş yer almaktadır. Kaya mezarı, bu şekliyle üçgen alınlıklı örneklerini hatırlatmaktadır. Mezar odası sade olup, ölü yeri olabilecek herhangi bir döşeme rastlanmamaktadır.

Bölge için ünik olan kaya mezarının cephe bakımından benzerlerine bölgenin güneybatısındaki Ermenek ve Işıklı yerleşmelerinde de rastlanmıştır. Bu mezarları muhtemelen sanatkâr Papias sülâlesinden bir sanatkâr yapmış olmalıdır. Papias adına bölgede sıklıkla rastlanmaktadır.

Öte yandan Gödet Köyü’nün batısında Akkilise adı verilen yerde yumuşak ana kayaya açılmış fakat çoğunluğu deforme olmuş birçok oygu tekne mezar bulunmaktadır. Ayrıca köyün güneyinde Çevlik adı verilen tepede geniş bir alana yayılmış olan bir kalıntılar sahası vardır. Ne yazık ki tahribat sebebiyle niteliği kesin olarak saptanamamaktadır.

Bu bölgeye gelen Türkmen aşiretlerinin ilk yerleştiği yer “Ballı Gödet’tir”. Daha sonra yine köy sınırları içerisinde bulunan Dığrak mevkine gelip uzun yıllar boyunca burada yaşantı sürdürmüşler. Dığrak mevkinde Cemaltı (Cami altı), Postuyeri (Postayeri) Zindanlı, Hamamın altı gibi bölge isimlerinin olması da büyük bir yerleşke olduğunu göstermektedir. Kimilerine göre Dığrak’ta “Camialtı” denilen yerde yaşadıklarını söylemektedirler. Burada da olumsuzluk görüp “Ağindarı” denilen yere yerleşmişlerdir. Ağin’e giden köylüler burada bizimkilerden ayrılmışlardır adları da Gödet’ten ayrılanlar anlamında Gödet Ağini olmuştur. Halkın anlatımı böyle olmasına rağmen 1871 ve 1873 Konya Salnamelerinde Gödet köyünün bulunmaması sadece Gödetağini köyünün bulunması eskiden beri adının Gödetağini olduğu fikrini vermektedir. Bu tarihlerden sonra Gödetağini ayrılmış ve kendi adını almış, diğer soydaşları ise Gödet adını almıştır. Ancak 1922 yılı kaydında ise bu sefer Gödetağini bulunmamakta ve 76 hane 380 nüfusu ile sadece Gödet köyü bulunmaktadır. Bu ayrılma neticesinde bu gün köyün karşısında bulunan Tahran Ağası göç edip yerleşmişlerse de burasının kuzeye karşı ve soğuk olması nedeniyle son yerleşim yeri olan bu günkü yerine yerleşmiştir.

Gödet Ağini ve Gödet tek bir köy olarak yaşamışlar. Sonra köy ahalisi içinde başlayan bir tartışma büyüyerek köyün ikiye ayrılmasına kadar gitmiş. Köyün bir kısmı bu günkü köyün olduğu yere bir kısmı da Gödet  Ağini yani Gülkaya’nın eski köy dedikleri yere gitmiş. O grup sonra tekrar yer değiştirip köyün şimdiki bulunduğu yere gitmiş. Eskiden bu iki köy bağlantı kurmaya devam eder ve akraba olanlar birbirlerini görmeye gelirmiş. Hatta 1950’li yıllarda ilkokuldaki çocuklar diğer köydeki bir çocukla eşleştirilip bir hafta Gödet’te bir hafta da Gödet Ağin’de kalırlarmış. 1960’lı yıllardan sonra Bu iki köyün isminin değişmesi ile bağlantılar giderek zayıflamıştır.

Köyde eskiden ata sporumuz olan cirit, 1955’li yıllara kadar Armut Dibi denilen bölgede oynandığı bilinmektedir. Köy halkı eskiden ağırlıklı olarak hayvancılık ile uğraştığı için hayvan sayısı çok fazla olmasından ve bu hayvanlar genelde birkaç aileninki toplanıp öyle otlatılır. Hayvanların karıştırılmaması için kulağına en denilen işaret işlenir ve her sülalenin veya ailenin bir en işareti bulunmaktadır.

Köyün çevresinde ve sınırlarında pek çok harabelerin bulunduğu birçok yer de vardır. Dığrak denilen mevkii de halen kalıntılar ortaya çıkar. Buralara halen "Cami Altı" ve "Hamamın Altı" denilir. Bununla birlikte özellikle Kale denilen bölge ve Köyün değişik mevkilerinde bulunan çok sayıda insan eli ile oluşturulmuş mağaralar bulunmaktadır. Zindanlı, Kabaklık, Bucak Bağı, Ballı Gödet mevkileri buralardan bazılarıdır. Başlıca yaylaları Cırlavık, Karaçayır, Bayat, Ernek'dir.

Köyün içinden akarsu geçmesi ve bu akarsudan yararlanmak için yapılan değirmenler köyü zamanının uğrak yeri haline getirmiştir. Değirmenler hala mevcut bulunmaktadır. Seksenli yıllara kadar çevre köylerin (Güme, Eleksi, Çivi, Çimen Kuyu, Gödet Ağini, Akpınar-Dağa, Göves vs.) özellikle unlarını öğütmek için ziyaret etmek zorunda oldukları bir yerdi. Çünkü çevrede iki adet su değirmeni olan hatta sayılan köyler içinde değirmeni olan tek köy idi. Değirmenin biri devre dışı kalmakla birlikte diğeri halen köylüye hizmet vermektedir. Köyde, Osmanlı mimarisi olan köprüler mevcuttur bu köprülerden bir tanesi olan ve köy içinde bulunan köprü şuan restore edilmiştir.

1844 Temettuat Defterlerine göre köyde 44 hane bulunmaktadır. Bu hanelerde bulunan kişilerin lakap ve adları şöyledir: Hacı Ali Efendioğlu Mehmet İmam, Memiş Kethüdaoğlu Mehmet, Molla Hasan’ın Yahya, Eskiilli Mehmet’in Süleyman, Hacı Süleyman’ın Hasan, Gedik İbrahim’in Mustafa,  Ebubekir’in Hacı Mustafa, İbişoğlu Hasan, Hasanoğlu Ağa Hasan, Topla Halil’in Halil, Kara Halil’in Yakup, Velioğlu Mehmet, Ebubekir’in Mehmet, Kara Hasan’ın Ramazan ve Mehmet, Süleymanoğlu Osman, Kara Mustafa’nın Süleyman, Mustafaoğlu Koçaşlı Süleyman, Hamzaoğlu Mustafa, Ebubekir’in Hasan, Ömeroğlu Hasan, Kara Halil’in Mustafa, Ahmet Ağanınoğlu Ali, Kara Veli’nin İsa, Kara Mehmet’in Ebubekir, Canavarcı Mehmet’in Hasan, Cerit Mehmet’in Ali, Koca Ebubekir’in Koca Ali, Kara Hasan’ın Mustafa, Gedik İbrahim’in Kara Hasan, Bucak Mustafa’nın Durmuş, Kara Veli’nin Kara Memiş, Mustafa’nın Veli, Kasabalı Mehmet’in Recep, İsmailoğlu Ebubekir, Ömeroğlu Molla Süleyman, Kara Veli’nin Kara Ali, Erkek Hüseyin’in Mustafa, Hasan Emmininoğlu İbrahim, Canavarcı Mehmet’in Hüseyin, İçilli Mehmet’in Mehmet, Gökçe Mehmet’in Ahmet, Cubur Mehmet’in İsa, Durmuşoğlu Mustafa.

Yer şekillerinin tarıma elverişsiz olmasından, köy halkının asıl geçim kaynağı hayvancılıktır. Karasal iklimin hâkim olduğu köyde İklimi yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı geçer. Güneyinde meşelik ve fundalıklar, tepede seyrek şekilde badem, alıç vb ağaçlar, vadi tabanında ise söğüt, kavak, ceviz ve meyve ağaçları vardır.

Son zamanlarda köyün güneyinde Silifke ile sınırında bulunan Elmalı Tepe denilen mevkiinde bulunan Şifalı Suyu dikkat çekmektedir. İl Özel İdaresi ve Karaman Belediyesinin katkıları ile bölgeye suyun daha iyi kullanılabilmesi için Çeşme, tuvaletler, banyolar ve mescit yapımı gerçekleştirilmiştir. Özellikle yaz aylarında bu şifalı suyu değişik hastalıkların tedavisi için kullananlar yoğun olarak ziyaret etmektedirler. Bu suyun Böbrek Taşları ve rahatsızlıkları, Mide, Bağırsak rahatsızlıkları, değişik cilt rahatsızlıklarına iyi geldiği kabul edilmektedir.

Köyde 80 li yıllara kadar halı dokunur ve bu dokunan halılarda eski Türk motiflerini görmek mümkündür. Bu motifler Türkistan’dan itibaren nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar gelmiştir. Fakat teknolojinin de ilerlemesi ile birlikte yeni nesil maalesef bu sanatları da unutmaktadır. Düğünlerde oluşturulan Yenge Olayı, yine düğünlerde düğün yemeği olarak pişirilen ve herkese ikram edilen Keşkek ve Yahni, 75/80'lere kadar devam eden Saya şenlikleri, baharda bütün köylünün değişik mevkilere yaylaya çıkmaları, geçmişte uygulanan ama maalesef son yıllarda ortadan kalkan Ekin Salısı-Tarla Salısı uygulaması gelenek ve göreneklere bazı örnekler olabilir.

(Gödet) Güldere Köyünün kendine has özelliklerinden birisi olan saya; koyun çobanlarının, çobanlık ücretlerini almak için, yılın belirli aylarında düzenlemiş oldukları törenlere verilen isimdir. Köyümüzün çobanlarının, şamanlık dönemlerine dayanan geleneksel törenleri, her yılın, şubat ayının ikinci yarısı içinde, diğer bir ifadeyle koç katımı günlerinden başlayarak, yüzüncü günün sonunda, yani kuzuların anne karnında tüylenmeye başladıkları güne kadar sürer. Bu günlerde, her oba ve mahallenin çobanları, koyuncuların evlerine ve semt odalarına akşamları gelirler; aşağıda başlangıç dörtlüğünü vereceğimiz şiirleri okuyarak saya törenlerine başlarlar:

                        Selamün Aleyküm Bey evleri

                        Bir birinden yeğ evleri

                        Saya geldi duydunuz mu?

                        Selam verdi aldınız mı?

Koyunların döl zamanının yaklaşmakta olduğunun bir müjdecisi olan bu mutlu günde, çeşitli deyişlerle kendilerine müjdeler veren çobanlarına koyuncular, maddi durumlarına göre, çeşitli yiyecek ve giyecekler hediye ederler. Bazı koyun sahipleri ve çoban ağaları da, çobanların şerefine akşam ziyafeti hazırlayarak, onlara ikramda bulunurlar. Yenilip, içildikten sonra koyuncular, çeşitli sohbetler ederlerken, seçilen bir çoban sırtında kepeneği, elinde çomağı ve kaması daha önce hazırladığı, adına Arap Kişi ile birlikte içeri girer. Arap denilen, ya çobanın on, on beş yaşlarındaki oğlu veya yamağı, ya da seçtiği uygun birisidir. Çoban içeriye girmeden, seçtiği kişiyi Arap’a benzetebilmek için, yüzünü isle siyaha boyar; üzerine de, Arap’ın ta boynuna kadar gelen, büyükçe bir erkek şalvarı giydirir. Bu şalvarın uçkuru Arap’ın boynundan büzgülenmiştir. Elleri de şalvarın içinde kalan Arap’ın boynunda, bazı yerlerinde, irili ufaklı koyun çanları vardır. Çanların daha fazla ses yapması için, zıplayıp çırpınarak, çobanın arkasından gelen Arap, odaya girince ortaya orta yatıverir. Koca kepeneği içinde çoban da çomağına dayanarak, yerde yatan Arap’ın yanında durur ve sayayı saymaya başlar.

Saya sayılırken, odada bulunanlardan uygun bir kişi, her dörtlüğün sonunda “EYVALLAH’ der ki bu söz, çobanın saydıkları deyişlerin topluca tasdik edildiği anlamına gelir. Çobanların saya sayması devam ederken, yerde yatan ara sıra kımıldayarak çanlarını tıngırdatan, ağzı açık bir vaziyetteki araba, herkes çeşitli hediyeler atar. Çobana da uygun bahşiş ve hediyeler verilir, ya da o sırada söz verilen bahşiş ve hediyeler ertesi gün toplanır. Böylelikle, her semtin ve her obanın çobanı, bir veya birkaç akşam odaları, koyuncu evlerini dolaşarak sayayı sayar. Araba verilen hediyeler Arap ve çobana aittir. Törenlerde, çoban için toplanan bahşiş ve hediyelerin biriktirilmesiyle ilgilenen semt delikanlıları da, toplanan yiyeceklerden bir miktarını da alıkoyar. Bunlardan ileriki günler için akşam yemekleri hazırlatırlar. Bu yemekler, çobanda dâhil olmak üzere topluca ve mahalle odasında yenilir. Yemeklerde sohbetler, eğlenceli oyunlarda oynanmak suretiyle adeta bir bayram havası yaratılırdı. Çobanın hakkını toplamak için, koyun sahiplerini dolaşırken söyledikleri deyişlerden en meşhuru şudur:

Selamün Aleyküm Bey evleri

Birbirinden yeğ evleri

Saya saya sekiz aya

Koç katarlar dokuz aya

Saya geldi duydunuzmu

Selam verdim aldınızmı

Selamımı alasınız

Güğül güğül yayasınız

Bu saya iyi saya

Hem fakire hem zengine

Bu saya batıydı, Beğin Abdullah adıydı

Hü dedim hüü hü dedim hüü

 

Koyunun yüzünü yetirdik

Kuzunun tüyünü bitirdik

Güde güde elli güne getirdik

Birinden bin olsun koyunum.

Sağına yattı yozladı

Soluna yattı kuzuladı

Döndü çarasını yaladı

Birinden bin olsun koyunum.

 

Ak koyunumun ağı var

Yüreğinde yağı var

Onu sağan gelinin

Ak bilekli kolu var

Hü dedim hüü hü dedim hüü.

 

Bir ala kuzu kuzuladı

Ak tekerek kuzusu var

Örtme kepenek ağılı var

Bu koyunları sağan kızların

Çığsalı kolları var.

 

Bahar gelir yaz gelir

Turna ile kaz gelir

Bu koyunları sağmaya

Kocaya gidecek kız gelir

 

HÜ dedim hüü hü dedim hüü...

Karaman Güldere Köyü'ne nasıl gidilir?

Karaman - Güldere Köyü arası mesafe yaklaşık 43 kilometredir. Karaman'dan Güldere Köyü'ne ulaşmak için gereken süre ise 44 dakikadır.

⚬ Yol tarifi al    ⚬ Google Haritalar ile aç    ⚬ Google Earth ile aç

Kaynak: Osman Ülkümen

Karaman Köyleri - Güldere Köyü (Gödet) içeriği, 13 Kasım 2020 tarihinde Karaman Şehir Portalı sitesinin Keşfet bölümüne eklenmiştir.

DEĞERLENDİRME 3.0

İçeriği Nasıl Buldunuz?

Captcha